Pakistan’da askeri darbelerle,


Libya’da aşiretler yine kendi aralarında yönetime karşı savaşıyordu. Müslüman’ın Müslüman’a karşı muhalefet olarak oluşturulduğu bu ülkede yine iktidar oyunuyla birbirine düşenleri görüyorduk…

Pakistan’da askeri darbelerle, Veziristan’la Müslümanlar zaten uzun süredir bir biri ile uğraşıp duruyorlardı. Müslümanlar Müslümanları terbiye etmek için kah askeri darbeyi, kah bombalamaları, kah kurtarılmış bölgelerle birbirlerini “Hain” ilan ederek savaşıyordu…

At sırtında Mücahitlerin Sovyet askerlerini kovduğu Afganistan’da önce mücahitler bir biri ile savaştı, sonra yönetimler el değiştirildi, idamlar baş gösterdi. Taliban yine Batının desteğini alan Müslümanlar tarafından iktidardan uzaklaştırıldı.Aşiretlerin etkin olduğu bu bölgede Müslümanlar Müslümanlara bilendi…

Göstermelik seçimlerle iktidar

Mısır’da yaşanların bir benzeri Bangladeş’te yaşanıyordu. Müslüman muhalefet yine Müslüman iktidar tarafından en ağır cezalara çarptırılıyordu. Yıllar önceki dosyalar tek tek indiriliyor ve idam cezaları veriliyordu. Göstermelik seçimlerle iktidar uzatılıyor, Müslümanlar Müslümanları siyaset sahnesinden silmek için uğraşıyordu…

Tunus’ta Nahda Hareketi karşısına “Selefi” grupların yaptığı olaylar çıkarılıyor, ülkede muhalefet lideri öldürülüyor, % 43 oy almış olan Nahda Hareketi’ne iktidar bırakılmıyordu. Müslümanların bir kısmı  gerek Fransa adına olsun, gerek eski rejim kalıntılarının uzantısı olarak yine Müslümanlara karşı konumlanıyordu. “Seyyid Malboro” gibi karakterler Batı’nın istediği görüntüleri Tunus’ta veriyordu. 

derseniz deyin ama sonuç itibariyle

“İslam’a karşı bir İslam”, “muhafazakar muhalefet”  yada “Protestan İslam” ne derseniz deyin ama sonuç itibariyle dindarlar dindarların karşısına dikilmiş…

Aynı oyunu biz başka isimlerle Mısır’da gördük. Ellerinden Kur’an’ı Kerim’i düşürmeyen Mısır ordusu, hanımı peçeli olan Genelkurmay Başkanı Sisi önce abdest alıyordu sonra katliam yapıp kanlı ellerini yıkıyordu…Yetmiyordu Selefi gruplar “İslam” adına İhvan’a karşı cephe aldıklarını ifade ediyorlardı ve sonuçta Mısır’da Müslümanlar Müslümanları iktidardan indiriyordu. Bati Türkiye’dekinde olduğu gibi sessiz sessiz olup biteni izliyor ve kendileri adına yönetime el koyanları tebrik ediyordu…

savaşçılar bu insanların yanına geliyor.

Suriye’de şu an savaşan grupların bir çoğunun lideri daha önce Esed’in zindanlarında kalmış insanlar. Bu nedenle birbirlerini iyi tanıyan bu gruplar kimin hangi ideolojide olduğunu iyi biliyorlar. Bu gruplar içerisinde yer alan Nusret Cephesi kurucuları daha önce yurt dışında savaştıkları için yurt dışında savaşan Suriyeliler ve yabancı savaşçılar bu  insanların yanına geliyor.
Bütün bu grupların ortak özelliği öncelikle hem dini davette bulunuyorlar, hem de var olan boşluğu doldurmaya çalışıyorlar. Bu bakımdan tebliğ ve dava dışında, insani yardım yapmak, ekmek, gaz ve battaniye dağıtmak, ihtiyaç sahiplerinin istismarını engellemek için sebze fiyatlarını denetlemek,yurt dışından gelen yardımaları koordine etmek gibi görevlerde de bulunuyorlar. Idlib’den Deraa’ya, Halep’ten Deyr-i Zur’a kadar bir çok bölgede aktifler. Bu gruplar birçok stratejik savaşta işbirliği yapmaktadırlar; İdlip Hapishanesi Baskını ve Taftanaz Havaalanı’nın ele geçirilmesi ve Halep’teki Halep’te bulunan El-Cerrah Askeri Hava Üssü operasyonu bu iş birlikteliği bunun en somut

Bugün ve Sabah Gazetelerinin

Zübeyir Gündüzalp daha planlı ve merkezi bir yönetimin ihtilafları çözebileceğine inanıyordu. İstanbul’a dönünce Süleymaniye’de bulunan 46 numaralı evi,merkezi olarak tahsil etti.  Cemaatle ilgili kararlar, açılacak dershaneler, Cemaati” olarak anılmaya başlandı. Bu dönemde basın yayın organlarında Nurculara karşı saldırıların yoğunlaşması ve devletin de bunlardan hareketle Nurcuları tekrardan sıkıştırması bir yayının zorunlu olduğu görüşünü dile getirdi. İlk görüşme Bugün ve Sabah Gazetelerinin sahibi Mehmet Şevket Eygi ile yapıldı ama istenilen netice alınamadı. Daha sonraları ise Hilal Dergisi’ni çıkaran Salih Özcan’ın Zübeyir Gündüzalp’le görüşmesi neticesinde “İttihad” adlı gazete kuruldu. 34 Ekim 1967 yılında yayın hayatına başlayan İttihad’da Salih Özcan gazetenin imtiyaz sahibi, Mustafa Polat gazete müdürü, Mehmet Kutlular ise gazetenin sorumlu yetkilisi görevine getirildi. Tirajı kırk binlere çıkan gazetenin yazar kadrosu; Hekimoğlu İsmail, Ahmet şahin, Altan Deliorman, Necmettin Şahiner, Tevfik Paksu, Ali Ulvi Kurucu, Abdürrahim Karakoç, Vehip Sinan,

Said Nursi’nin ölümünden sonra

Said Nursi’nin ölümünden sonra   Nurcular, cemaatin nasıl yönetileceği konusunu görüştüler. Geniş bir tabana oturan cemaatin dağılmaması için tedbir almak gerekiyordu. Cemaatin başına bir kişinin seçilmesi, en yakınındaki kişilerden bir istişare heyetinin kurulması, “Ağabeylerin” hareketi yönlendirmesi, siyasi bir teşkilat kurması gibi görüşler dile getiriliyordu. Bu tip fikirler ortaya çıkınca Zübeyir Gündüzalp, “Ağabeyleri”, yakınları ve iddia sahiplerini bir araya topladı. Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi Nur Cemaati’nin ileri gelenleri Zübeyir Gündüzalp’i hareketin başına getirdiler ve kendileri de onun altında bir iştişare heyeti oluşturdular. Bu dönemde sayıları 750 bini bulan Nurcular onca soruşturmaya rağmen büyük ölçüde bütünlük içinde hareket ettiler. Ölümden sonra toparlana Nurcular, 27 Mayıs ihtilalinin gerçekleşmesinden sonra bazı sarsıntılar geçirdiler…

duyan sevenleri yurdun

Said Nursi 23 Mart 1960 yılında Şanlıurfa’da vefat eder. Vefatını duyan sevenleri yurdun dört bir yanından şehre akın ettiler. Zübeyir Gündüzalp, Bayram yüksel, Mustafa Sungur, Tahiri Mutlu, Hüsrev Altınbaşak, Ceylan Çalışkan gibi Nurcuların “Ağabeyler” kesimi, bir yandan cenazeyle, diğer yandan ise şehre gelen Nurcularla ilgilenmekteydiler. Cenazenin nereye gömüleceğiyle ilgili olarak çeşitli görüşler ileri sürülüyordu. Bir kısım Nurcular,  Üstadın Isparta ve Barla’da çok sürgün kaldığı için buralara defin edilmesini istiyorlardı. Hatta bu yönde başbakan Menderes’e kararlarını ileten Demokrat Partili vekillere Menderes, “Kararı Nurcular versin” diyordu. Ama Nurcuların “Ağabeyler” kanadı Hüsrev Altınbaşak dışında “Evliyaullah öldüğü yere defnedilir” diyerek Urfa’ya gömülmesinden yana tavır aldılar. Zaten Said Nursi “Ben Urfa’ya ölmeye geldim” diyerek gömüleceği yeri göstermişti. Yapılan iştişarelerden sonra Urfa’da balıklı Göl’ün yanındaki kabre defnedildi.

Nurculuk, Anadolu’da başlamasına

Nurculuk, Anadolu’da başlamasına rağmen bugün dünyanın dört bir yanında etkinliğe sahip büyük bir cemaattir. Aslında cemaatin ötesinde çok büyük bir sivil güç olarak da tarif etmek mümkündür. Said Nursi El Kürdinin (1930 yılından sonra kendi kullandığı imzasıdır) 1960 yılında vefatından sonra bölünmelere uğrayan Nur Hareketi bugün kendini farklı kollar ve farklı çalışma yöntemleriyle anlatıyor. Nur Hareketi’nin beslendiği Risale-i Nur’larla ilgili olarak bugüne kadar bu kollar arasındaki tartışmalar hep kendi iç sohbetlerinde sınırlı kaldı. Fakat başta Ord. Prof. Dr. Sulhi dönmezer ve sonrasında birkaç bilim adamının bilirkişi olarak yazdıkları raporlar Risale-i Nur’ların belirli alanlarda sansüre tabi tutulduğu gerçeğini ortaya koyuyordu. Sansür bizzat Risale-i Nur’un ilk öğrencileri tarafından Said Nursi’nin vefatından sonra yapılmıştı.

Bu ülkede çocukları öldürmeyin,

Bu ülkede çocukları öldürmeyin, ey çocukları öldürenler, ey onların üzerinden dizayn yapanlar ey duygularını göstermelik gösterip, çocuklar üzerinden vicdanlarını temizlemeye çalışanlar çocuklarımızdan uzak durun. Onlar üzerinden siyaset yapmayın, masumlar üzerinden oy devşirmeye ve siyaseti dizayna kalkışmayın.

Bu ülkede sizler vicdanlarınızı ayırırken bizden , mezarlarımızı ayırmayı beklemeyin. Halepçe’nin de, Bosna’nın da, Darfur, Arakan, Suriye ve Mısır’ın çocuklarına ağlayabiliyorsanız, kendi ülkenizde herhangi bir çocuğun ölümünü ayırmadan göz yaşı dökebiliyor ve meydanlara inebiliyorsanız sizler bu ülkede oyunları bozabilirsiniz yoksa kusura bakmayın sizler de o oyunun bir parçasısınız…

Ölümlerin Suriye’nin açlıktan ölen çocuklarını

Ölümlerin Suriye’nin açlıktan ölen çocuklarını kendi ülkemizin çocukları gibi göremedik. Haksızlık kimden kime karşı geliyor diye baktık ve öyle tavır koyduk ortaya.Geçmişte “Faili meçhullere” giden, küçük teröristlerin acılarını kendi evimizde hissedemedik. Dün on binlerce kişinin katılıyla yolcu ettiğimiz Berkin Elvan’ın ekmeğini Burak Can Karamanoğlu’nun ailesi ile paylaşamadık.
Bu ülkede Çocuklar üzerinden siyaset dizaynı yapanlar, çocukların derdini konuşmaktan çok öte, cezaevlerinde tecavüze uğrayan,yaşları büyütülen çocukları görmezden gelen bizlerin yaşadığı toplum bir günde demokrat kesildi. Bir günde bütün günahlarımızdan arınacağımızı zannettik ama gözyaşlarımızı bile ölümlerde ayırdık.